Kafasını Kuma Gömen "Dünya Demokratları" ve Akdeniz’deki Haydutluk
Uluslararası hukuk, insan hakları, deniz hukuku, küresel vicdan… Batı merkezli dünyanın her fırsatta mangalda kül bırakmadığı, yeri geldiğinde başka ülkelere ayar vermek için salladığı o meşhur sopalar, konu İsrail olunca neden aniden görünmez oluyor?
Mesele Rusya’nın Karadeniz’deki hamleleri ya da İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki varlığı olduğunda, en üst perdeden "uluslararası düzen tehdit altında" diye ciyaklayan Avrupa devlet başkanları, konu Akdeniz’in ortasında yaşanan açık bir haydutluk olunca kafalarını hangi kuma gömüyorlar?
Yükü sadece insani yardım, rotası Filistin, yolcuları ise dünyanın dört bir yanından gelen silahsız sivil aktivistler olan Özgürlük Filosu’na uluslararası sularda saldırmak, 50 gemiye el koymak ve insanları kaçırmak tek bir kelimeyle özetlenir: Terörizm.
Ancak karşımızda normal bir devlet değil; arkasına Amerika Birleşik Devletleri’nin koşulsuz ve şımarık desteğini almış, uluslararası hukuku her gün çiğnemeyi alışkanlık haline getirmiş bir yapı var. Bu şımarık terör aygıtı, dünyanın gözünün içine baka baka Akdeniz'i bir korsan yatağına çevirirken, o "medeni" batı dünyasından çıt çıkmıyor.
Çifte Standartların İkiyüzlü Tablosu
Bugün insanlık onurunu ve uluslararası hukuku savunma görevi, yine sadece birkaç ülkenin omuzlarına kalmış durumda. Sesini en gür, en korkusuz şekilde yükselten
Türkiyeve Avrupa’nın içinde bu kirli sessizliği bozan İspanyadışında, geri kalan "demokrasi havarileri" derin bir kış uykusunda.
Eğer bu saldırıyı başka bir ülke uluslararası sularda gerçekleştirseydi neler olacağını hepimiz çok iyi biliyoruz
BM Güvenlik Konseyi acil toplanır,
Ekonomik yaptırımlar jet hızıyla devreye sokulur,
Uluslararası suların güvenliği" gerekçesiyle donanmalar Akdeniz'e yığılırdı.
Ama saldıran İsrail olunca, canı yanan Filistin halkına umut olmak isteyen siviller olunca, batının o şanlı "insan hakları" tiyatrosunun perdeleri aniden kapanıveriyor.
İyilik Yolculuğunu Korsanlıkla Durduramazsınız
Uluslararası sularda sivil aktivistleri kaçırmak, onların yardım gemilerine el koymak bir güç gösterisi değil, korkaklığın ve suçluluk psikolojisinin en açık kanıtıdır. İsrail, arkasındaki ABD gücüyle ne kadar şımarırsa şımarsın, ne kadar hukuk tanımaz davranırsa davransın; gerçeği örtbas edemeyecek.
Dünya demokrasileri kafalarını kuma gömmeye devam edebilir. Ancak tarih, Akdeniz’in ortasındaki bu şerefsizliğe, bu haydutluğa karşı dik duranları da, o vahşeti alkışlayan ya da sessiz kalarak ortak olan korkakları da asla unutmayacak. Türkiye ve onun gibi vicdan sahibi ülkeler, bu iki yüzlü tiyatroyu her platformda yüzlerine vurmaya, adaleti ve insanlığı savunmaya devam edecektir.